Fatma Gök'ün Beyanı

Yazar / Referans: 
Bianet
Tarih: 
16.10.2018

"Temel insan haklarının ihlal edilmesi vurgusunun ne şekilde terör propagandası olduğunu anlayabilmiş değilim."

Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Fatma Gök'ün Barış İçin Akademisyenlerin "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisini imzalaması sebebiyle "Terör örgütü propagandası" iddiasıyla Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde 32. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davadaki beyanını yayınlıyoruz.

***   

Sayın İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti,

Mahkemenizin 2018/4 Esas sayılı dosyasında, hakkımda düzenlenen iddianameye karşı beyanlarımı sunmam istenmektedir.

Bugün burada yargılanmamın nedeni "Bu Suça Ortak Olmayacağız" bildirisini imzaladığım için “terör örgütü propogandası” yapmakla suçlanmamdır. Demokrasinin işlediği toplumsal iklimlerin en asgarisinde dahi söz konusu edilmeyecek olan bu suçlama, dünya demokrasi tarihine kaydedilecek hazin bir durumdur. Bir bildiriye imza attığı için pek çok öğretim elemanı arkadaşımız üniversiteden ihraç edildi; evlerine, ofislerine baskınlar yapıldı, her birimiz hakkında soruşturma açıldı; pek çoğumuz da Mahkemelerde yargılanıyoruz. Bir tek bildiri söz konusu olmasına rağmen, her birimizin ayrı ayrı yargılanmasını da anlamak mümkün değil.

Son iki yılı emekli olmak üzere 30 yılı aşkın süredir öğretim üyesi olarak çalışıyorum.  Devlet burslusu olarak Amerika’da Columbia Üniversitesi'nde Eğitim Bilimleri, Pedagoji ve Eğitim Politikası alanında doktoramı tamamlayarak Boğaziçi Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladım, 1999 yılında profesör oldum. Öncesinde Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde lisans ve yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Yurt dışına gitmeden önce üç yıl Milli Eğitim Bakanlığı Planlama, Araştırma ve Koordinasyon Başkanlığında çalıştım, ayrıca kısmi zamanlı olarak Ankara’da bir lisede öğretmenlik yaptım.

Ancak, eğitim ve öğretim yaşamım okula ayak basmamdan, eğitimciliği meslek edinmemden çok önceleri başlamıştı. Orta Anadolu’da yoksulluğun kol gezdiği 1940’lı yıllarda, küçük bir yerleşim yerinden binbir güçlükle Pazarören Köy Enstitüsü’ne ulaşan bir öğretmenin sekiz çocuğundan biri olarak  eğitimin temel bir hak düzeyinde, herkese nitelikli ve parasız olarak sunulmazsa; yoksulların, yoksunların eğitim hakkından eşit olarak yararlanamayacağı gerçeği çocuk yaşımdan itibaren bilincime kazındı. Eğitim meslek yaşamımda ise, gerek dünya deneyimlerine dair incelemelerim ve gerekse öğrencilerimle karşılaşmalarımla gördüm ki; eğitim dili anadili olmayanların ve çatışma ortamlarında büyüyen çocukların eğitimden eşit-nitelikli olarak yararlanması mümkün olmadığı gibi hiç yararlanamaması anlamına da gelebilir.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan 'Eğitim Kalitesi 2018' isimli rapora göre Türkiye, 137 ülke arasında 99'uncu sırada yer aldı. Bu liste, öğrencilerin doğru mesleğe yönlendirilmesi, akademideki altyapı çalışmaları, eğitime harcanan paranın genel bütçeye oranı gibi ölçütler göz önüne alınarak oluşturuluyor. Türkiye, eğitime ayrılan bütçe oranı yönünden de hayli gerilerde. Barış talebimizin bir nedeni de, eğitime hak ettiği bütçenin ayrılarak, bu kara tablonun değiştirilmesi için olanak yaratılmasıdır.

2013 yılında yazdığım bir makalede aynen şöyle demiştim: “ …üniversiteleri hakikat arayıcısı kurumlar olarak tanımlamak yerindedir. Eleştirel bilgiyi üretmek, bilimi geliştirmek, üretilen bilgiyi toplumla paylaşmak ve yaymak faaliyetleri hakikat arayıcılığı ile doğrudan ilişkilidir.”

Hakikat arayıcılığı bir yanı ile açıkça şahit olduğumuz haksızlıkları ve adalet arayışlarını görmemezlik etmemek, duyarsız kalmamaktır. Bunun içine devletin kolluk kuvvetleri eliyle yapılanlar da dahildir. Barış Bildirisine imza vermek tam da böyle bir tavırdr. Şurası açıktır ki, hakikat arayıcılığı özgür bir toplumsal iklimi ve kültürü gerektirir. Asgari demokratik bir toplumsal iklimde tüm vatandaşların barış içinde yaşamasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep eden bir bildiri suç olamaz. Tam tersine barışın kurulması ve sürekli kılınmasına bir çağrıdır.

Kendimi; evrensel insani değerler ile çevrelenmiş, kadın özgürlükçü ve toplumcu hümanist bir kimlikle tanımlıyorum. Hiç kimseye ve hiç bir coğrafyaya ayrımcılık yapılmamalı, coğrafya kader olmamalıdır. İnsanların kimliği ve yaşadığı yer yüzünden bazı temel haklarının ihlal edilmesini, meslektaşlarımın akademik görevlerini yapamaz hale gelmesini kabul edemem.

Bildiride ifade edilen gerçek, Kürtlerin yaşadığı pek çok yerleşim yerinde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları ile temel insan haklarının ihlal edilmesidir. Bildiriyi kamuoyunda farkındalık yaratmak ve vatandaşı olduğum devlete de bu yanlıştan dönülmesi, şiddetin durdurulması ve kalıcı bir barışın inşa edilmesi için acil bir çağrı olarak imzaladım. Adaletli ve kalıcı bir barışın kurulması, hem Kürt sorununun çatışmalar dışı çözümü ve hem de toplumsal gerginlik kaynağı diğer sorunların çözülmesine giden yolda çok önemli bir adımdır. İmzacı sayısı 2 bin 212 olmuştur.

Dile getirilen çok önemli bir husus da bildirinin vatandaşı olduğumuz devletten insan hakları ihlallerini yapan sorumluların bulunması ve cezalandırılmasını talep etmesidir. Bildiride dikkat çekilen sivillerin yaşam alanlarına ağır silahlarla saldırmak, yaşam hakkı, güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı anayasamız ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış temel hak ve özgürlükleri dile getirmektedir. Bu bir vatandaşlık sorumluluğudur.

Temel insan haklarının ihlal edilmesi vurgusunun ne şekilde terör propagandası olduğunu anlayabilmiş değilim. BBC Türkçe'de 27 Aralık 2015 tarihinde yer alan haberde, Cizre'de açılan ateşle yaşamını kaybeden 3 aylık Miray bebeğin amcası Abdurrahman İnce  "Yeter artık, bir evde 3 aylık yeğenim, 80 yaşındaki babamı kaybettim. Bu olaylar büyümeden, başka bebekler ve insanlar ölmeden bu savaşı durdurun. Barış olsun artık" diyordu.

20 Aralık 2015'te Silopi'de vurulan ve cesedi bir hafta boyunca sokakta kalan 11 çocuk annesi 55 yaşındaki Taybet İnan'ın oğlu Mehmet İnan, gazeteciye annesinin komşudan eve dönerken vurulduğunu anlatıyor ve şöyle devam ediyor: "Amcam annemin yardımına koşarken evimizin avlusunda vuruldu. 20 saat boyunca ambulansın gelmesini bekledi ve kan kaybından yaşamını yitirdi. Babam Halit İnan da annemi almaya çalışırken yaralandı. Allahtan onun yarası ağır değil. Savcı ve 155 ile görüştük. Bize beyaz bayrakla çıkıp cenazenizi alabilirsiniz dediler ama o halde bile üzerimize ateş açıldı. Yedinci günde dayım ölsem de gidip cenazeyi alacam dedi. Dün onu alabildik."

3 aylık Miray bebeğin, 80 yaşındaki dedesi Ramazan'ın, 55 yaşındaki Taybet İnan'ın güvenlik güçleriyle çatışmaya girmediğine inanmak için hiç bir kanıt ihtiyacı duymadığımız için mi suçlanıyoruz?

Devletin tüm insanlara eşit yaklaşması, coğrafi, etnik, dinsel ya da başka nedenlerle ayrımcılık yapmaması; hepimizin doğuştan gelen temel, vazgeçilemez, devredilemez insan haklarını ihlal etmemesi gerekir. Bu bildiriyi, böyle bir uygulamayı İstanbul'da yahut Ankara'da yaşasak, susabilir miydik diye düşünerek imzaladım aynı zamanda. Sayın savcının da, karar verecek olan sizlerin de bunu düşünmenizi istiyorum. Bazı yerlerde silahlı insanlar var diye, o mahallede, o ilçede, o kentte yaşayan sivillerin yaşamının tehlikeye atılabileceğini, evlerinin ağır silahlarla yıkılabileceğini, günlerce temel ihtiyaç maddelerinden uzak kalabileceğini, eğitim ve sağlık hakkının ihmal edilebileceğini kabul edebilir miyiz?

Denilebilir ki, bir çatışmada istenmeyen ölümler oluyor. Ancak, bu bildiri yayınlanıncaya kadar ve halen de, devlet yetkililerinden sivil ölümlerinin sebeplerine, soruşturma açılıp açılmadığına dair açıklama yapıldığını görmedim, duymadım. Süresiz sokağa çıkma yasakları, bu yasakların uygulandığı yerlere milletvekillerinin, gazetecilerin ve bağımsız inceleme heyetlerinin girmesine izin verilmemesi gibi uygulamalar söz konusu idi.

Çatışmada istenmeyen sonuçlar da olabilir kuşkusuz, ama bunu nereye kadar kabullenmeliyiz? Yahut çatışmalarla yaşamayı neden kabul ediyoruz? Neden ölümlerle yaşamayı kanıksıyoruz? O halde çatışmaların olmaması için çaba gösterilmesi de insani bir görev değil midir?

TİHV'nin 16 Ağustos 2015-16 Ağustos 2017 tarihleri arasındaki sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili raporuna göre; 11 il, 45 ilçede 252 kez süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, en az 1 milyon 809 bin kişinin temel hakları etkilenmiş. 79'u  çocuk, 71'i kadın olmak üzere en az 321 sivil yaşamını kaybetmiştir. Keza, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin "Güneydoğu Türkiye'de İnsan Hakları Durumu Raporu-Temmuz 2015ten aralık 2016ya Kadar" başlıklı raporunda, "OHCHR'nin çeşitli kaynaklardan aldığı bilgilere göre, Temmuz 2015 ile Aralık 2016 tarihleri arasında Güneydoğu Türkiye’de güvenlik operasyonları kapsamında yaklaşık 2.000 kişi öldürülmüştür." tespiti yapılmaktadır. Aynı raporda, Hükümet kaynaklı bilgilere göre 323 sivil ve 799 güvenlik görevlisinin öldürüldüğü bilgilerine de yer verilmiştir. Ek 1’de konuyla ilgili ulusal ve uluslararası rapor ve tespit örneklerine ulaşılabilecek internet adresleri verilmektedir.

Ben bir bilim insanıyım, eğitimciyim, önceliğim insan. Her ne sorun olursa olsun, çatışmayla, ölümlerle değil, hiç kimseye zarar vermeden barışçıl yöntemlerle ve demokratik bir şekilde çözülmesinden yanayım. Doğuya ve batıya, güneye ve kuzeye cenazelerin gittiği, yas ve gözyaşının hakim olduğu bir ülkede, hiçbirimiz için mutluluk olmaz. Bu bildiri, çatışmaların da olmaması için, hiç kimsenin ölmemesi için kalıcı bir barışın tesisi çağrısını içeriyor. İnsan yaşamından, çocukların geleceğe güvenle ve umutla bakmasından, çocukların gözlerindeki yaşam sevincinin sürekli parlamasıyla bulduğumuz mutluluktan daha değerli bir amaç olduğunu düşünmüyorum.

Eğitim sosyolojisi okutan bir öğretim üyesi olarak biliyorum ki hiçbir değişim kendiliğinden olmaz, bilim insanının sorumluluğu burada devreye giriyor. Barış akademisyenlerinin maruz kaldığı baskılar uluslararası planda da dikkat çekmiş  ve pek çok akademik camia bu konudaki kaygılarını dile getirmiştir. Burada şahsen de aktif üyesi olarak Barış Eğitimi Çalışma Grubunun Başkanı olduğum, 2010-2013 yılları arasında Başkan Yardımcılığını üstlendiğim, her kıtadan 44 ülkenin eğitim akademisyenlerinin buluştuğu Dünya Karşılaştırmalı Eğitim Konseyi Başkanının 2016 yılında Barış Bildirisi imzacıları akademisyenlerine baskı yapılması karşısında Başbakana gönderdiği mektuptan bahsetmek isterim. Bu mektupta böylesi faaliyetlerin bilim insanlarının doğal işlevleri olduğunu dile getiriyor.  Bu mektubu ekte göreceksiniz.

Gerçekleri araştırmak ve yaymak kimi dönemlerde, özellikle demokrasinin askıya alındığı dönemlerde tehlikeli olabilir. Dünya demokrasi tarihi otoriter hakim güçlerin baskıcı dönemlerinde zulme uğrayan siyasetçiler, aydınlar, bilim insanları ve vicdan sahibi adalet, eşitlik yanlıları ile doludur. Savunmamın başında söylediğim, bilim insanının “hakikat arayıcılığı” sorumluluğu da burada daha açık görülebilir.

İddianameyi hayretler içinde kalarak okudum. Franz Kafka’yı ve George Orwell’i  derin bir hüzünle anımsadım. Hele de iddianamede delil olarak Bese Hozat’ın 27 Aralık 2015 tarihli açıklamasının yer alması karşısında Aziz Nesin hayatta olsaydı ne derdi diye acı, acı düşündüm. Belirtmek isterim ki, Bese Hozat'ı tanımam ve bu açıklamayı da görmemiştim; iddianame ile öğrenmiş oldum. 1128 akademisyenin kendi ülkelerinde, kendi çağlarında yaşanan bir soruna karşı ses çıkarması için kendi akılları ve vicdanlarından başka kaynak aranmasını anlamakta güçlük çekiyorum. 12 Eylül darbesinde, akademinin aklını beğenmeyip YÖK vesayeti getirilmesini hatırlamaktan kendimi alamıyorum.

Sur’da, Cizre’de Nusaybin’de, Silvan’da Silopi’de uygulanan sokağa çıkma yasakları ve bildiride dile getirilen insan hakları ihlallerinin neler olduğu hakkında ulusal ve uluslararası hak örgütlerince raporlar hazırlanmıştır. Bu raporlara dikkatinizi çekmek isterim. Acı olan şudur ki tüm bu raporlarda dökümü yapılan hak ihlallerini ve suçları gözler önüne serdiğimiz için yargılanıyoruz, suç işlediğimiz için değil.

Hak ihlallerinden söz ettim. Bildiriyi imzalamamda da etken olan bence çok önemli bir husus da çatışma bölgelerindeki çocukların durumu ve eğitim haklarının ihlal edilmesidir. Eğitim hakkı temel insan hakkıdır ve aylarca sokağa çıkma yasakları bulunan yerleşim yerlerinde bu hak ihlal edilmiştir. Çatışma ortamları çocuklar için hem maddi ihtiyaçlarının karşılanamaması, hem nitelikli eğitim ve öğretim olanaklarından yoksunluk, psikolojik açıdan ruh sağlığı ve duygusal sağlıkları için en olumsuz koşullardır. Yakınlarının şiddet ve çatışma ortamında olduğunu görmesi, bilmesi; çocukların kendilerinin şiddeti bizzat deneyimlemesi onların ruh ve beden sağlığı için son derece zararlıdır, yaralayıcıdır. Bu acıların gelecek nesillerin hayatına ne derece olumsuz etkiler yaptığıyla ilgili pek çok araştırma, bilimsel çalışma bulunmaktadır. Yakınlarının, arkadaşlarının, ailesinin, komşularının şiddet ve çatışma ortamında olduğunu bilmesi, görmesi, çocuklar için son derece travmatiktir. İnsan Hakları Derneğinin derlediği bilgilere göre 16 Ağustos 2017- 8 Ocak 2017 tarihleri arasında Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari, Van, Muş, Batman illeri, ilçe ve köylerinde binlerce öğrenci eğitimden mahrum kalmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı çocukların korunması ve eğitim hakkından mahrum kalmamaları için önlem almamış, hatta Cizre ve Silopi’deki öğretmenlere bulundukları yerden ayrılmaları  tebliğ edilmiştir. Bu haberler dönemin günlük basınında geniş yer bulmuştur. Türkiye İnsan Hakları Vakfının Sunduğu verilerden derlenen Ek 3’te 15 Ağustos 2015-8 Ocak 2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerleşim yerlerindeki kapatılan okul ve bu durumdan etkilenen öğrenci ve öğretmen sayıları verilmektedir.

Eğitim Bilimleri Bölümünde yeni gelen öğrencilere giriş dersinde öğrettiğimiz ilk bilgi çocuğun yüksek yararı ilkesidir. Pedagojik açıdan çocuğun yüksek yararı ilkesi onların büyüme ve gelişmelerinde ve tüm faaliyetlerinde sosyal ve duygusal yönlerden en olumlu şartların sağlanmasıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk haklarına Dair Sözleşmenin 28. Maddesi çocuğun eğitim hakkına vurgu yaparken, 8. Madde de çocuğun yüksek yararına olmayan durumlardan biri olarak “herhangi bir şekilde şiddete maruz kalmaya” işaret etmektedir. Bildiriye konu olan yerleşim yerlerinde çocukların durumu gerçekten vahimdir; çocukların temel maddi ihtiyaçları karşılanmamış ve manevi olarak travmatik deneyimlerle karşı karşıya kalmışlar, duygusal olarak yaralanmışlardır. Çocuklara yaşatılanlar kabul edilemez deneyimlerdir.

Zor koşullardan sıyrılarak eğitim kariyeri yapabilmiş bir kadın olarak, kız çocuklarının okullaşmasını ve eğitimlerinin önündeki engellerin kaldırılmasını özel olarak önemsiyorum. Üzülerek söylemeliyim ki Birleşmiş Milletler belgelerinin ortaya koyduğu gibi, kız çocukları ve kadınlar genel olarak eşitsiz koşullarda bulunduğu gibi, savaşların, çatışmaların olduğu bölgelerde en fazla hak ihlaline uğrayan toplumsal kesimlerin başında gelir. Barış, çocuklarımızın geleceği için tesis etmeye mecbur olduğumuz bir iyilik halidir. Yannis Ritsos'un ünlü şiirinde söylediği gibi "çocuğun gördüğü düştür barış!"

Bizler bu bildiriyi imzalarken artık barış olsun istedik. Yoksa bu İddianame’de bizlere atfedilen suçların gerçekle bir ilgisi yoktur. Kabul etmiyoruz. İddianame’de gösterilen kanıtların ne derece yanlış olduğu sizin mahkemeniz ve diğer ağır ceza mahkemeleri duruşmalarında meslektaşlarım tarafından defalarca dile getirildiği üzere bildiri barış talep etmektedir. Bütün bu durumun en acıklı yanı ise araştırma ve öğretim yapmakla yükümlü binlerce bilim insanının ağır ceza mahkemelerinde mesai yapmalarıdır. Bu Türkiye ve insanlık adına hüzün verici büyük bir kayıptır.

Ortada bir suç yoktur. Sonuçta, sokağa çıkma yasağının uygulandığı zamanlarda yaşanan ölümler ve hak ihlalleriyle ilgili soruşturma ve inceleme talep eden, kendi değer yargılarımızı da içeren bir düşünce açıklaması, bir barış talebi söz konusudur. Bu bildiri, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bu nedenle, haksız davanın sona erdirilerek beraat kararı verilmesini talep ederim. 

 Ek 1: SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI VE BUNLAR ÇERÇEVESİNDE GELİŞEN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ İLE İLGİLİ RAPOR VE TESPİTLERDEN ÖRNEKLER

ULUSLARARASI KURUMLAR:

UNITED NATIONS, OFFICE OF THE HIGH COMMISSIONER FOR HUMAN RIGHTS, “Turkey: Zeid concerned by actions of security forces and clampdown on media,” Geneva (01.02.2016)

http://ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=17002&LangID=E

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Güneydoğu Türkiye’de İnsan Haklarının Durumu Raporu, Temmuz 2015 – Aralık 2016 (Şubat 2017)

http://www.ohchr.org/Documents/Countries/TR/OHCHR_South-East_Turkey2015-...

COUNCIL OF EUROPE, COMMISIONER FOR HUMAN RIGHTS,VISIT TO TURKEY, “Turkey: security trumping human rights, free expression under threat,” , Ankara 14.04.2016

http://www.coe.int/no/web/commissioner/-/turkey-security-trumping-human-...

COUNCIL OF EUROPE, EUROPEAN COMMISSION FOR DEMOCRACY THROUGH LAW (VENICE COMMISSION), “Turkey – Opinion on the Legal Framawork Governing  Curfews,” Adopted by the Venice Commission at its 107th Plenary Session (Venice, 10-11 June 2016, Opinion No. 842/2016, CDL-AD(2016)010 Or.Fr., Strasbourg, 13 June 2016  http://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-AD(2016)010-e

Türkçe çevirisi: Sokağa Çıkma Yasaklarının Yasal Çerçevesi Hakkında Görüş Raporu:

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/sokaga-cikma-yasaklarinin-yasal-ce...)

HUMAN RIGHTS WATCH, “Türkiye: Devlet Güneydoğudaki Ölümlerin Soruşturulmasını Engelliyor,” -  

11.07.2016

http://www.hrw.org/tr/news/2016/07/11/291848

INTERNATIONAL CRISIS GROUP, “Türkiye’de PKK ile Yaşanan Çatışmaların İnsani Maliyeti: Sur Örneği,” Kriz Grubu Avrupa Raporu, N°80 Diyarbakır/İstanbul/Brüksel - 17.03.2016

https://d2071andvip0wj.cloudfront.net/b80-the-human-cost-of-the-pkk-conf...

EUROMED RIGHTS - INTERNATIONAL FEDERATION FOR HUMAN RIGHTS,“High Level Solidarity Mission To Turkey,”  20-24 Ocak 2016

http://euromedrights.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkey-FINAL-REPORT-...

TÜRKİYE:

HAKİKAT ADALET HAFIZA MERKEZİ

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI ÜZERİNE RAPORLAR (içindekiler)

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak_tipi/sokaga-cikma-yasaklari-uzerin...

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Çatışmalı Ortamlarda Meydana Gelen İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Raporu

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/dogu-ve-guneydogu-anadolu-catismal...

TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) Dokümantasyon Merkezi Verilerine Göre 16.08.2015-16.08. 2016 Tarihleri Arasında Sokağa Çıkma Yasakları Ve Yaşamını Yitiren Siviller

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/tihv-dokumantasyon-merkezi-veriler...

79 Günlük Sokağa Çıkma Yasağı Ardından Cizre Gözlem Raporu (TİHV ve birçok başka kurumun katılımı ile)

http://tihv.org.tr/wp-content/uploads/2016/04/Cizre-Gözlem-Raporu_31-Mart2016.pdf

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/diyarbakir-ili-lice-ilcesi-sokaga-...

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/mardin-ili-nusaybin-ilcesi-134-gun...

MAZLUMDER Cizre Olayları Gözlem Raporu

http://www.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/mazlum...

HDP Cizre Raporu Tam Metin ve Özet - 20.04.2016

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/cizre-raporu-tam-metin/

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/cizre-raporu-ozet/

http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_galeri/551895/1/HDP_den_Cizre_rap...

Hasar Tespit: Zorunlu Göç Raporu – Kent Merkezlerinde Gerçekleşen Çatışmalar Sonrası Durum

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/hasar-tespit-zorunlu-goc-raporu-ke...

Suriçi Çatışmalar Sonrası Kültürel Miras Hasar Tespit Raporu

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/surici-catismalar-sonrasi-kulturel...

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/surici-catismalar-sonrasi-kulturel...

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/bolgesel-hasar-tespit-raporu-agust...

KONUT VE TOPRAK HAKLARI AĞI Uluslararası Habitat Koalisyonu ACIL EYLEM ÇAĞRISI

DİYARBAKIR: TUR–260516 DİYARBAKIR SURİÇİ'NDE KAMULAŞTIRMA, TAHLİYE VE YIKIM

http://www.hlrn.org/img/cases/UA_TUR_TURKISH.pdf

İdil’de Sokağa Çıkma Yasağı Süresince ve Yasak Kalktıktan Sonra Geri Dönüşlerde Kadın ve Çocukların Yasamış Olduğu Psiko-Sosyal Süreçlere Yönelik Araştırma Raporu

http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/idilde-sokaga-cikma-yasagi-suresin...

Europa Nostra’nın UNESCO’ya Türkiye’nin Güneydoğusundaki olaylarla ilgili mektubu bu beyanın ekinde ayrıca sunulmaktadır.

Ek2: DÜNYA KARŞILAŞTIRMALI EĞİTİM KONSEYİ BAŞKANININ 2016 YILINDA BAŞBAKANA GÖNDERDİĞİ MEKTUP 

WORLD COUNCIL OF COMPARATIVE EDUCATION SOCIETIES CONSEIL MONDIAL DES ASSOCIATIONS D’ÉDUCATION COMPARÉE CONSEJO MUNDIAL DE SOCIEDADES DE EDUCACION COMPARADA

Office of the President WCCES

Bureau du Président CMAEC/ Oficina del Presidente WCCES

Department of Education. Graduate School of Education and Information Studies (GSEIS), Moore Hall Box 951521 University of California, Los Angeles (UCLA)

405 Hilgard Avenue, Los Angeles, CA 90095-1521. USA

E-mail: presidentwcces@gseis.ucla.edu

Websites: www.wcces.com, www.carlosatorres.com

February 12, 2016

Dear President Recep Tayyip Erdoğan

We write on behalf of the World Council of Comparative Education Societies (WCCES). We are comparative educators, representing 44 comparative education societies from all continents. Our societies include experts on education with multiple specialties, and particularly peace educators. Many of our distinguished members live and work in Turkey.

We are deeply concerned about news circulating in many media outlets and interpersonal exchanges that there is a loss of civil liberties and academic freedom in Turkey as described in the Manifest for Peace of Turkey that scholars and journalists that are circulating worldwide. We would like to kindly inquire if the situation has been resolved and whether your government has done everything possible to prevent the loss of life, liberty, academic freedom and civil liberties in Turkey. For us as academics, the possibility to disagree with governments, international organizations and the like, is in the backbone of our mission as independent cultural workers seeking the betterment of humankind. As a process of learning, we seek a peaceful dialogue among different people with different viewpoints.

We understand that the situation in Turkey and within the region is complex. Despite this complexity, as an NGO associated to UNESCO, we always cherish the ability to exchange visions, opinions, analysis, and experiences free of coercion and in the spirit of dialogue and intellectual persuasion. We know you agree with this principle as someone who has expanded and modernized education in Turkey during your administrations.

We believe that a permanent solution to differences or conflicts of any nature is possible through a cultural change by preaching to the people the virtues of nonviolence, as illustrated by the lives and actions of Mahatma Gandhi, Martin Luther King Jr. and Nelson Mandela, epitomes of successful nonviolent struggle against the mightiest opposition of their times. In order to bring about this cultural change, we are developing an online course on practicing nonviolence to be offered in various languages to people throughout the world.

We humbly request you to also provide us with your response of how you are dealing with what many in the international community perceive as a crisis of civil liberties and academic freedom in Turkey, and how we may be able to help. Given urgency of the matter, would you be so kind in responding to us as soon as possible?

Respectfully yours,

Dr. Carlos Alberto Torres

Distinguished Professor of Education

UNESCO Chair in Global Learning and Global Citizenship Education Director of the Paulo Freire Institute

President of the World Council of Comparative Education Societies (WCCES) Graduate School of Education and Information Studies

University of California-Los Angeles (UCLA)

Dr Norberto Fernández Lamarra

President, Sociedad Argentina de Estudios Comparados en Educación (SAECE) Vice President, World Council of Comparative Education Societies (WCCES)

Dr Kanishka Bedi

Interim Treasurer, World Council of Comparative Education Societies (WCCES) President, Indian Ocean Comparative Education Society (IOCES)

Dr Oleg Gubin

President, Russian Council of Comparative Education (RCCE)

Dr Kumari Beck

President, Comparative and International Education Society of Canada (CIESC)

Dr N’Dri Assie-Lumumba

President, Comparative and International Education Society (USA) (CIES)

Dr Marco Aurelio Navarro Leal

President, Sociedad Mexicana de Educación Comparada (Mexico) (SOMEC)

Dr Karen Biraimah

Chair, WCCES Special Projects Standing Committee

Dr Michele Schweisfurth


Chair, WCCES Research Standing Committee

Dr Ratna Ghosh


Past-President, Comparative and International Education Society (US)

Dr Cristian Perez Centeno


Chair, WCCES Congress Standing Committee

Dr Hans-Georg Kotthoff


President, Comparative Education Society in Europe (CESE)

Dr Shoko Yamada


President, Japan Comparative Education Society (JCES)

Dr Marcella Milana


President, Nordic Comparative and International Education Society (NOCIES)

Dr Daniel Komo Gakunga


President, Africa for Research in Comparative Education Society (AFRICE)

Dr Poonam Batra


President, Comparative Education Society of India (CESI)

Dr Eve Coxon


President, Oceania Comparative and International Education Society (OCIES)

Dr Aubens Henker Fermine


President, Haitian Association for the Development of Comparative Education

Dr Dominique Groux


President, Association Française d'Education Comparée (AFDECE)  

Dr Caroline Dyer


President, British Association for International and Comparative Education (BAICE)

Dr Enrique Martinez Larrechea


President, Sociedad Uruguaya de Educación Comparada e Internacional (SUECI)

EK 3: SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARINDAN ETKİLENEN OKUL, SINIF, ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMEN SAYILARINA İLİŞKİN BİLGİLER

Diyarbakır’ın 8 ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu yasaklar sonucunda kapatılan okul ve bu durumdan etkilenen öğrenci ve öğretmen sayıları aşağıdaki gibidir:

Lice: 36 okul, 206 sınıf, 5.893 öğrenci, 280 öğretmen

Silvan: 207 okul, 872 sınıf, 27.439 öğrenci, 1.196 öğretmen

Sur: 130 okul, 847 sınıf, 30.251 öğrenci, 1.361 öğretmen

Bismil: 127 okul, 813 sınıf, 34.356 öğrenci, 1.570 öğretmen

Hani: 44 okul, 283 sınıf, 9.163 öğrenci, 336 öğretmen

Yenişehir: 96 okul, 1437 sınıf, 67.540 öğrenci, 3.271 öğretmen

Dicle: 73 okul, 330 sınıf, 10.969 öğrenci, 484 öğretmen

Hazro: 43 okul, 163 sınıf, 4.948 öğrenci, 231 öğretmen

Toplam: 756 okul, 4.951 sınıf, 190.559 öğrenci, 8.729 öğretmen

Mardin’in 3 ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu yasaklar sonucunda kapatılan okul ve bu durumdan etkilenen öğrenci ve öğretmen sayıları aşağıdaki gibidir:

Nusaybin: 89 okul, 1.247 sınıf, 31.849 öğrenci, 1331 öğretmen

Dargeçit: 46 okul, 251 sınıf, 8.468 öğrenci, 358 öğretmen

Derik: 103 okul, 266 sınıf, 16.848 öğrenci, 601 öğretmen

Toplam: 238 okul, 1.764 sınıf, 57.165 öğrenci, 2.290 öğretmen

Şırnak’ın 2 ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu yasaklar sonucunda kapatılan okul ve bu durumdan etkilenen öğrenci ve öğretmen sayıları aşağıdaki gibidir:

Cizre: 104 okul, 902 sınıf, 41.127 öğrenci, 1.290 öğretmen

Silopi: 68 okul, 1350 sınıf, 39.128 öğrenci, 1.701 öğretmen

Toplam: 172 okul, 2.252 sınıf, 80.255 öğrenci, 2.991 öğretmen

Hakkari, Muş, Batman ve Elazığ’ın 1 ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu yasaklar sonucunda kapatılan okul ve bu durumdan etkilenen öğrenci ve öğretmen sayıları aşağıdaki gibidir:

Yüksekova: 163 okul, 673 sınıf, 33.000 öğrenci, 1.726 öğretmen

Varto: 89 okul, 365 sınıf, 7.804 öğrenci, 396 öğretmen

Sason: 105 okul, 328 sınıf, 9.600 öğrenci, 507 öğretmen

Arıcak: 33 okul, 166 sınıf, 3.829 öğrenci, 158 öğretmen

Toplam: 390 okul, 1532 sınıf, 54.233 öğrenci, 2.787 öğretmen.

Kaynak: https://bianet.org/bianet/insan-haklari/201737-prof-dr-fatma-gok-un-beyani